Türkiye’de Yaşanan Tuhaf Gerçek Suç Dosyaları [18+]

Yaşanan olay kendi coğrafyamızda olunca ürkütücülüğü de ister istemez daha fazla oluyor. “Türkiye’de öyle gerçek suç belgesellerindeki gibi olaylar pek yaşanmaz.” demeyin, derinlemesine incelendiğinde 5 sezon dizi çıkacak vakalar var.

İçlerinde seri katillerin de bulunduğu, televizyon programlarına bile konu olmuş Türkiye’de yaşanan gerçek suç dosyalarından birkaçını sizin için derledik. 

İlk olay: 2019 yılında tüm Türkiye’nin ilgisini çekmişti: “Palu alesi”

Aslında olaylar 2008’de başlıyor. Palu ailesi, Meryem ve kızı Melike’nin 2008-2009 yıllarında kaybolduğu iddiasıyla 2019 yılında TV programına başvuruyorlar. Kendini aileye “cinci hoca” olarak tanıtan Tuncer ise olayın baş şüphelisi.

Ailedeki Ahmet ve Meryem, Tuncer’e inanmayan tek aile bireyleri. Meryem’in kocası, Ahmet’i öldürmesi için namus faktörüyle İsa’yı ikna ediyor. İsa’nın suçunu üstlenen baba Harun da hapse giriyor. 

Çocuklarıyla ortada kalan Meryem, Tuncerlerin evinde yaşamaya başlıyor. Meryem ve çocukları, Tuncer tarafından defalarca tecavüze uğrayıp şiddet görüyor. Tuncer kendi çocukları dahil herkese tecavüz ediyor. 

Tuncer bir gün Meryem’i, 1öldürülen kocanın ailesi peşimizde ve evimize büyüler yapıyorlar” diye kandırarak sözde düşmanlardan kaçmak için aylarca arabada yaşıyorlar. Tuncer bu süreçte Meryem’i sürekli ağaca bağlayıp darp ediyor ve aç bırakıyor. Meryem ise olanlara dayanamayıp hayatını kaybediyor. 

Meryem öldükten sonra kızı Melike; “içine cin kaçtı” iddiasıyla Tuncer’in şiddetine maruz kalıyor, ispirto içiriliyor ve ölüyor. Olaylar devam ederken Tuncer, ailedeki herkesi tek tek tehdit ederek evleri üzerine almayı başarıyor.

İsa, ailenin Tuncer’in etkisi altında kaldığını ve sürekli içlerinde cin olduğunu, büyüler yapıldığını söyleyerek onları manipüle ettiğini iddia ediyor. 

Olaylar çözülmeye başladıkça program esnasında Tuncer ve eşi Emine canlı yayında tutuklanıyor. Tuncer, ağırlaştırılmış müebbet cezası alıyor ve dosya bu şekilde kapanıyor.

İkinci olay: Faili meçhul seri katilin işlediği “kesik bacak cinayetleri”

2000-2001 yılları arasında Türkiye’de epey gündem olan “kesik bacak cinayetleri” hâlâ bir muamma. O dönemlerde, İstanbul’un bazı semtlerindekiçöp konteynerlerinde özenle kesilmiş bacaklar bulunuyordu. 

Bu bacakların geri kalanına ait ceset parçaları ise hiçbir zaman bulunamadı. Uzmanlar, hâlâ gizemini koruyan kesik bacak cinayetlerinin medyada çok ses getirmesinden dolayı katilin yakalanmaktan korkup cinayetleri işlemeyi bıraktığını düşünüyor.

Üçüncü olay: Sıradan bir aile babası, bir gün içinde yaşadıklarıyla seri katile dönüştü.

Denizli’de elektrik kurumunda hat işçisi olarak çalışan Süleyman Aktaş, sıradan bir hayat sürüyordu. Bir gün iş yerinde 31.500 voltluk elektrik akımına maruz kaldı ve beyninde kalıcı hasarlar meydana geldi.

Aktaş, o günden sonra halüsinasyonlar görmeye başlayarak bir seri katile dönüştü. Köyündeki insanları bayıltıp insanlar hâlâ hayattayken gözlerine ve alınlarına çivi çakarak onları öldürüyordu.

Suçların sorumlusunun Süleyman Aktaş olduğu anlaşıldığında hemen gözaltına alındı ve cinayetleri soğukkanlılıkla itiraf etti. “Görev yukarıdan geliyor, televizyonda Bakanlar Kurulu’nu izlerken görev zamanlarımı da aldım.” gibi ifadeler veren Aktaş’a ileri derece paranoid şizofren teşhisi konularak Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırıldı.

Dördüncü olay: İzmit’te bir “yamyamlık” dosyası bile var!

20 Haziran 1950’de İzmit’te yamyamlık vakası haberi yayılmıştı. 16 yaşındaki Rıfat’ın 4 siyahi kişi tarafından yendiği konuşuluyordu. Olaylar, Bahri adındaki 11 yaşında bir çocuğun iddialarıyla başladı. Bahri çok küçükken Adana’dan kaçırılmıştı ve Senegalli bir kabilenin ayak işlerini yapıyordu. 

Çocuğun söylediğine göre kazanda pişirilen biri vardı. Jandarma o kişinin ortalıktan kaybolan Rıfat olduğunu düşünerek bölge etrafında araştırmalar yapmaya başladı. 

Bahri’nin söylediklerine göre insan eti yemek bu kabile için bir rutindi. 1 sene önce Eskişehir’de öldürülen genç kadınla ilgili de şunları söylemişti: “O kadın bizim kabilenin en güzel kızıydı. Herkes ona aşıktı. Kabile üyeleri o kadının da cesedinin bir kısmını yedi.”

Zanlılar tüm suçları ısrarla reddederek Bahri’yi yalancılıkla suçluyordu. Ağustos ayında bir gelişme oldu ve Rıfat’ın babası oğlundan bir mektup aldığını söyledi. Rıfat mektupta İstanbul’da bir lokantada bulaşıkçılık yaptığını yazmıştı.

İstanbul Beyazıt’ta yapılan küçük bir araştırma sonucu gerçekten de çocuğa ulaşıldı! Rıfat, gazete okumadığı için tüm olaylardan habersizdi, okula devam etmek istemediği için ortadan kaybolmuştu.

Durum böyle olunca oklar Bahri’ye çevrilmişti. Bahri ise herkesi şoke ederek olayları birebir görmediğini, başkalarından duyduğunu, kimden duyduğunu da hatırlamadığını söyledi.

2 ay boyunca bir çocuğun söyledikleriyle hareket eden polis, her şeyin bir hayal ürününden ibaret olduğunu anlayarak tutukluları serbest bıraktı. 

Beşinci olay: Önce öldürüldü, daha sonra yangına atılarak üstü kapatılmaya çalışıldı: “Şiar”

2020 senesinde Sakarya’da ahşap bir evde sabaha karşı yangın çıkıyor ve içeride olduğu anlaşılan 9 yaşındaki Şiar isimli çocuğun hayatını kaybetmesiyle de olaylar başlıyor.

Çocuğun annesi Gülizar ve sevgilisi Hami birbirlerine çok yakın evlerde yaşıyorlar ve evlerin arasında gidip gelerek günlerinin tamamını beraber geçiriyorlar.

Yangın çıktığı gün Hami’nin annesi kokuyu duyarak itfaiyeye haber veriyor. Birkaç saat sonra Şiar’ın ölü bedenine ulaşılıyor ve dumandan etkilenen Gülizar, hastaneye gidiyor.

Hastanedeki doktor, haberleri duyunca şaşkına dönüyor çünkü yangından 2 gün önce Hami’nin şekerinin yükselmesiyle acile gittiklerinde aynı doktor, Hami’nin ciddi şekilde ağladığını gördüğünü söylüyor. 

Teselli etmek için yanına gittiğinde ise Gülizar “O, hastalığı için ağlamıyor.” diyor. Bunun üzerine doktor, “Ne oldu? Bir yakınınızı mı kaybettiniz?” deyince Gülizar, “Evet, 9 yaşındaki çocuğumuzu.” cevabını veriyor.

Bunun üzerine doktor, polise gidiyor ve olay incelenmeye başlanıyor. Komşuların verdiği ifadelere göre Şiar, sık sık ailesinden dayak yiyor. Zamanla evdeki diğer çocukların ifadelerini almayı başaran polisler Şiar’ın aç bırakıldığını, demir sopalarla cinsel istismara uğradığını ve sürekli dayak yediğini öğreniyor. 

Gülizar bir süre sonra her şeyi şu şekilde anlatıyor: “Sami beni Şiar’dan kıskanıyordu. Oğlumu döverek öldürdü. 2 gün oğlumun ölüsüyle yaşadım. Yangını kimin çıkardığını bilmiyorum ama o gün beni evden kovup motora benzin almaya gideceğini söyledi.”

Hami farklı suçlardan ağırlaştırılmış müebbet, 9 yıl, 5 yıl ve 3 yıl ceza alırken Gülizar ise denetimli serbestlikle tahliye edildi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir