Hasret Gültekin’in annesi konuştu: Benim gördüğüm derdi düşman görmesin

2 Temmuz 1993 günü Sivas Madımak’ta katledilenlerden biri olan ozan Hasret Gültekin‘in annesi Hace Hanım Gültekin, oğluna dair anılarını anlattı.

PİRHA‘ya konuşan anne Gültekin, Hasret Gültekin’in küçük yaşlarından itibaren çoğu konuya meraklı olduğunu ve araştırmalar yaparak, kayıtlar aldığını belirten anne Gültekin, “İsmini keşke Hasret koymasaydım. Belki ona hasret kalmazdım” dedi.

“KEŞKE İSMİNİ ‘HASRET’ KOYMASAYDIM”

Hasret Gültekin’in beş kız çocuğundan sonra dünyaya geldiğini belirten Hanım Gültekin, oğluna ‘Hasret’ ismini verme sürecini, oğlunun küçük yaşlardan itibaren sanata ilgi duyduğunu şöyle aktardı:

“Beş kızdan sonra Hasret doğdu. Erkek çocuğa hasrettik diye ‘Hasret’ koyduk. Keşke ‘Hasret’ koymasaydım. Belki ona hasret kalmazdım. Küçük yaşta sanatçılık yaptı. Fazla da yanımızda durmadı. Hep orada buradaydı. Sanatçılığı olduğu için fazla kalmazdı evde. Ondan sonra da evlendi. Allah’ıma şükür ki evlendi de çocuğu oldu. Roni’m var. Çalardı, söylerdi, meraklıydı. Bizim buralarda bir cenaze merasimi var ise hepsini, ağıtları dinlerdi. Çok meraklıydı öyle şeylere. Hiç çocuk olmadı ki. Yürümeye başladığı zaman sanki 10 yaşındaydı. Öyle laflar, öyle şeyler konuşuyordu ki. Bir yaşlı görürse hemen giderdi. Soru sorardı. Meraklıydı öyle şeylere. Hep yazardı.”

“TEK TELLİ KIRIK BİR BAĞLAMASI VARDI”

Gültekin’in ilk olarak tek telli kırık bir bağlaması olduğunu söyleyen anne Gültekin, “Bağlama kırılmış ve sadece bir teli kalmıştı. Bir tarafı kalmıştı. Onu baktım ki tutmuş. Gücü de yetmiyor, çekiyor yerde. Odunları indirdim. Dedim ‘Bırak onu ne yapacaksın?’ Ağladı. Ben de dokunmadım. Tek telle öyle uğraşıyordu. Ondan sonra işte altı yaşındayken babası ona küçük bir cura aldı. Onunla başladı. Büyüdükçe büyüdü. Tabii hem hüzünlendim, hem sevindim. Biz, okulu ertelemesin, dedik. Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okudu. Babası her gün arabayla götürüp getiriyordu. Bahçelievler’den Kadıköy’e. Bir misafir gelseydi ona yanaşırdı. Bir şeyler sorardı. Sazı eline alır almaz. Fazla da evde kalmıyordu. Senede bir kaç sefer Almanya’ya gidiyordu. Arada kendisi söyleyeceği türküleri danışıyordu bize. Ben Kürtçe türküleri seviyordum. O da bir, ikisini söyledi ama sonra bıraktı. Arıx’ı söyledi. Bir cenaze oldu mu ağıt söyleniyor. Onlara çok meraklıydı. Çekerdi hemen.”

“BABAANNESİ ÇOK İTİKATLI BİR KADINDI”

Hasret Gültekin’in babaannesinin Alevi geleneklerine bağlı bir kadın olduğunu vurgulayan Gültekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Alevi geleneklerine ekseri babaannesi. Biz o zaman çok gençtik. Babaannesi hem biliyordu hem de çok tutucuydu. Çocuklar öğrensin, bilsin isterdi. Hep babaannesinden öğrendi. Babaannesi çok itikatlı biriydi. Çocuklara “Bizim yolumuz bu” diye söylerdi. Hasret köyde ceme girmedi. Başka yerde girdiyse bilmiyorum. Eskiden dedeler gelirdi, cem kurulurdu ama Hasret yoktu o zaman. Sonra da zaten öyle bir şey yoktu. Başka yerde gitmişse bilmiyorum. Ama mutlaka gitmiştir.

Bizim buralarda ölüler oldu mu acı çok oluyor. Oralarda etkilenmiş olabilir. Tabii ki Koçgiri geleneği öyle. O da meraklıydı. Gider, dinlerdi. Hatta ben ‘Ya sen erkek çocuğusun. Ne işin var buralarda?’ diyordum. ‘Ben seviyorum’ diyordu. Kendi besteleri vardı. Eşinin yanında yazılı besteleri var. Koçgiri tarihine dair her şeyi soruyordu. Arşiv topluyordu. Gider yaşlılara sorardı.”

“GÜNAHLARI NEYDİ? TÜRKÜ SÖYLEDİLER”

Anne Gültekin, Madımak’ta yaşanan katliama ilişkin şunları ifade etti:

“Allah düşmana vermesin. Öyle kolay değil. Günahları, suçları neydi ki? Türkü söylediler, ne yaptılar ki? Hepsi 15 yaşındaydı. 20 yaşındaydı. Benim gördüğüm derdi, acıyı düşman görmesin. Ciğer acısı öyle bir acı ki… Yapan da benim gibi sızlasın. Başka bir şey demiyorum.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*